ThetHealing ve İslam İnancı

İslam İnancı Açısından ThetaHealing

ThetaHealing sisteminin kurucusu Vianna Stibal ThetaHealing tekniğinin belirli bir dine özgü olmayan ve her dinde temelini bulan bir şifalandırma ve meditasyon tekniği olduğunu belirtmektedir.

Vianna’ya göre ThetaHealing, fiziksel, psikolojik ve ruhsal şifaya ulaşmak amacıyla Theta frekansındayken Yaradan’a odaklanarak yapılan dua ve meditasyonel bir süreçtir. Vianna ThetaHealing tekniğinin faydalı olabilmesi için birinci şartın bir Yaratıcı’ya inanmak olduğu söyler ve her inanç sisteminde Var Her Olan Şeyin Yaratıcısı’nın bir olduğunu ancak Yaratıcı’nın farklı isimlerle anıldığını ifade eder; God, Buda, Şiva, İsa, Yehova, Allah… Tüm bu isimler Var Olan Her Şeyin Yaratıcısı’na işaret etmektedir.

Vianna’nın bu açıklamalarına bakıldığında ThetaHealing sistemi ile İslam Dini açısından pek de bir sorun bulunmadığı görülmektedir. Fakat yine de Vianna Stibal’ın kitaplarına ve konuşmalarına bakıldığında İslam inancıyla uyuşmayan birçok noktanın bulunduğunu görmek mümkündür. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Vianna Stibal Katolik dindar bir aile içinde büyümüştür. Dolayısıyla kendi zihnindeki Tanrı tasavvurunun tamamen Hristiyan kültürü içinde oluşmuş bir Tanrı anlayışından ibret olması da gayet doğaldır. Bunun yanında 19. Yüzyılın sonlarında yaygınlaşan New Age kültürü Tanrı anlayışının da ThetaHealing felsefesi üzerindeki etkilerini görmek mümkündür. Bu nedenle ThetaHealing felsefesi ve meditasyon tekniğinin İslam’ın temel kaynaklarının süzgecinden geçirilmesinde fayda bulunmaktadır.

Biz bu yazımızda soru ve cevaplarla İslam inancı ve akaidi perspektifinden ThetaHealing felsefesini ve meditasyon tekniğini ele alacağız.

1.     Kendi dinimiz ve inanç sistemimiz varken neden bir Hristiyan’ın dua tekniğini öğrenelim ki?

Evet, bu ilk bakışta haklı bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu soru sadece İslam dini için değil Hristiyanlık dâhil tüm dinler için de geçerli bir sorudur. Bir Hristiyan da ThetaHealing tekniği ile dua etmeyi iki bin yıllık Hristiyanlık öğretisine aykırı görebilir. Nitekim ThetaHealing tekniğini New Age akımının bir uzantısı olarak gören pek çok dindar Hristiyan da aynen Müslümanlar gibi bu felsefeye ve meditasyon tekniğine eleştiriler yöneltmektedir.[1]

Bununla birlikte insanlık olarak mahiyetini tam olarak kavrayamadığımızı biyoenerji, düşünce gücü, bilinçaltı, NLP, hipnotizma gibi tekniklerin gerçekliğini ve faydalarını da göz ardı edemeyiz. Eğer insanlık açısından faydalı ise inanç değerlerimizle uzlaştığı ölçüde bu gelişmelerden yararlanmakta fayda vardır. Sırf Hristiyan dünyadan gelmiş olmasına bakarak insanlık için faydalı olabilecek bir şeyi görmezden gelmek, dünyadaki gelişmelere karşı bizi geride bırakacaktır.

Günümüzde batı dünyasında bu tür metafizik ilimlere “Pseudoscience” yani “Sözde Bilim” adı verilmektedir. İslam tarihinde ve kültüründe ise bu tür bilgilere geçmişte “Havas İlmi” adı verilmekteydi, halk arasında ise bu tür ilimler “Gizli İlimler” adı ile anılmaktadır. Havas İlmi genel itibariyle nesnelerin gizli özelliklerini tanıma ve bu özelliklerden faydalanmayı amaçlayan bir ilim dalı olarak tanımlanmaktadır. İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu eğer nesnelerin gerçek özelliklerine nüfuz edip onlardan istifade yoluna gidilebilirse bunun dinî yönden bir sakıncasının bulunmadığını söylerler.[2]

İbn Sînâ (980-137) insan nefsinin olağan üstü yeteneklerinin olabileceğinden bahsederek “Âriflerin dua ile yağmur yağdırdıklarını, şifa bulmayı ve sel, veba, tûfan gibi âfetlerden kurtulmayı sağladıklarını, beddua ile de aksini yaptıklarını işittiğin zaman hemen inkâr etme, düşün; çünkü tabiatın gizliliklerinde bu gibi şeylerin de sebepleri vardır” der ve tabiattaki sırların ve bilinmeyen gaybî işlerin (1) nefs, (2) nesnelerin özellikleri ve (3) gök cisimlerinin etkileri olmak üzere üç sebebe dayandığını söyler.[3]

İbn Haldûn (1332-1406) havas ilmi konusunda başlangıçta müslümanlar arasında böyle bir ilmin mevcut olmadığını, daha sonraki yıllarda Şîa ve Bâtınîliğe yönelen sûfîler tarafından İslâm kültürüne sokulduğunu kaydetmektedir. (Muḳaddime, III, 1159)[4]

2.     ThetaHealing felsefesinin New Age akımının uzantısı olduğu doğru mudur?

New Age (Yeni Çağ Hareketi) 1970’lerin başlarında Batı toplumunda ortaya çıkmış olan kökleri doğu mistizmine dayanan alternatif ruhsal hareketleri ifade eden genel bir isimdir. Enerji ve şifa çalışmaları ile ruhçuluk, kâhinlik, astral yolculuk, falcılık, medyumluk gibi uygulamalar da bu isim altında değerlendirilmektedir. Sosyolojide New Age akımı dini bir hareket olmaktan ziyade dinleyici ve izleyici kültü şeklinde tanımlanmaktadır.

New Age akımları, genel olarak tanrı veya dini bir otorite yerine bireyi merkeze almakta, tanrı ile insan arasında herhangi bir aracı ya da vasıta kabul etmemektedir. Aşkın değil içkin bir Tanrı anlayışına sahiptir.

New Age akımlarında şifacılık ve alternatif tıbbın önemli bir yeri vardır. Genel kabul, sağlığın insan için doğal bir durum olduğu ve hastalığın bu doğal dengenin bozulmasından kaynaklandığı şeklindedir. Bu nedenle bütünsel sağlık anlayışı New Age hareketlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Zihin, beden ve ruh arasında bütüncül, birbirine bağlı bir ilişki olduğu ve iyileşmenin bireyin evrenin güçleriyle bütünleştiği bir süreç olduğu fikri bulunmaktadır. Akupunktur, reiki, biofeedback, kiropraktik, yoga, uygulamalı kinesiyoloji, homeopati, aromaterapi, iridoloji, masaj ve diğer vücut çalışması, meditasyon ve görselleştirme, beslenme tedavisi, psişik şifa, bitkisel ilaç, kristaller, metaller, müzik, renk terapisi ve reenkarnasyon tedavisi bu şifalandırma yöntemlerinden bazılarıdır.

ThetaHealing Türkiye’deki bazı akademik çalışmalarda New Age akımı kapsamında değerlendirilmektedir. Batı dünyasında ise daha ziyade sözde bilim olarak tanımlanmakta, özellikle psikoloji çevrelerinden ve medyadan eleştiriler almaktadır. Hristiyan çevrelerde ise genel anlamda New Age akımlarına karşı ciddi tepkiler bulunmaktadır.[5]

3.     Vianna Stibal’ın ifade etiği Var Olan Her Şeyin Yaratıcısı ne demektir?

Vianna Stibal Var Her Olan Şeyin Yaratıcısı’nın bir ve tek olduğunu ancak Tanrı’nın her dinde farklı isimlerle anıldığını söylüyor. Vianna’ya göre God, Buda, İsa, Yehova, Allah… Tüm bu isimler Var Olan Her Şeyin Yaratıcısı’na işaret etmektedir.

Öncelikle Yahudilik ve Hristiyanlıktaki Tanrı anlayışını üzerinde durarak İslam akaidi açısından Allah inancımızın neyi ifade ettiğine bakalım.

Erken dönem Yahudi filozofu Philo (MÖ 25- MS 50) Tanrı’nın zâtının değil varlığının bilinebileceğini ifade etmiş, O’nun bir olduğunu, araz, madde ve sûret gibi yaratılmışlara ait sıfatlardan münezzeh bulunduğunu söylemiştir. 

Hıristiyan kutsal metinlerindeki Tanrı tasavvuru genel Yahudi anlayışında olduğu gibi monoteist bir temele dayansa da Baba, Oğul, Rûhulkudüs’ten oluşan klasik teslis anlayışı monoteist bakış açısı ile yorumlanmaktadır. İlk dönemde kilisedeki Yahudi kökenli Tanrı inancı, yaklaşık I. yüzyılın sonuna doğru Yeni Eflâtuncu felsefenin etkisi ve Yunan-Roma kökenli insanları Hristiyanlaştırma amacının sonucunda şekil değiştirmeye başlamış, böylece Tanrı kavramı biri teslis, diğeri Tanrı’nın enkarnasyonu olarak İsa figürü ile ilişkilendirilmiştir. Hıristiyan teologları Tanrı’nın bir, ezelî, ebedî, yaratıcı, kadir-i mutlak, değişmez, kavranamaz, yegâne ilim ve kudret sahibi olduğunu, yaratıklara benzemediğini kutsal metinlerden hareketle açıklamış ancak bununla birlikte Hz. İsa’ya Tanrı’nın niteliklerini atfetmişlerdir.[6]

Ayrıca hem Yahudi hem de Hristiyan geleneğinde melekler Allah’ın kızları olarak vasıflandırılmış, yaygın bir şekilde insanlar Tanrı’nın çocukları olarak gösterilmiştir. Tanrı’nın oğlu ifadesi Tanah‘ta ve Yeni Ahit‘te de Tanrı ile arasında özel bir münasebet olan kişiler için kullanılmış bir tabirdir. Tanah‘ta, melekler, dindar ve âdil insanlar ile İsrail hükümdarları hakkında “Tanrı’nın çocukları” tabiri kullanılmaktadır. Yeni Ahit‘te, Âdem ve birçok kez İsa Mesih için  “Tanrı’nın oğlu” unvanı kullanılmaktadır. İsa Mesih’e tâbî olanlar için ise “Tanrı’nın Oğulları” tabiri kullanılmaktadır.[7]

Yahudilik ve Hristiyanlıkta zamanla tahrife uğrayan Tanrı anlayışı Kur’an-ı Kerim’de en genel anlamıyla İhlas suresinde yer almaktadır. Peygamber efendimiz (SAV), gerek müşriklerin gerekse Yahudilerle Hıristiyanların Allah hakkındaki sorularına cevap olarak İhlâs süresini okumuştur. 

“De ki: O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç değildir.) Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”

İslam dinindeki Allah inancı Yahudilik ve Hristiyanlıktaki Tanrı inancından açık bir şekilde farklılık göstermektedir. Ayrıca Allah’ın sıfatlarına ve ne olduğuna dair yorumlar da farklılık göstermektedir.

ThetaHealing tekniğini uygularken bizim Var Olan Her Şeyin Yaratıcısı’ndan kastımız İslam’daki Allah inancı olmalıdır.

4.     İslam dini açısından Allah’ın mahiyeti nedir?

İslam âlimlerine göre bir şeyin mahiyeti onun özünün veya cinsinin ne olduğunu ifade ettiği için Allah hakkında mahiyet kelimesinin kullanılması pek de doğru görülmemiştir. Zira insanoğlu Allah’ın özünü ve mahiyetini bilemez.

İhlas suresinde geçtiği üzere her şeyden önce Allah Vâhid ve Ahad’dır. Birdir, tektir ve yegânedir, tekessür etmez (çoğalmaz), tecezzi ve inkısam etmez, (bölünmez, parçalardan oluşmaz, kısımlara ayrılmaz.)

Allah madde değildir, ruh veya enerji de değildir. Allah mahiyetini bilemediğimiz bir şekilde, ezeli ve ebedi olan, maddeden mücerret olan, ama her şeyi yaratan, her şeyi bilen, duyan ve gören, her yerde var olan, bir işi bir işine mani olmayan, sonsuz kudret, irade, ilim ve hikmet sahibidir.

Yahudilik ve Hristiyanlıkta olduğu gibi İslam dinindeki Tanrı anlayışı aşkın bir Tanrı anlayışını ifade eder. Allah bütün var olan her şeyin yani bütün mahlûkatın dışındadır. Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. Madde âleminin zaman ve mekân kısıtlamasından uzaktır.

Sınırlı bir ilme, zekâya, yeteneklere ve düşünce becerisine sahip olan insan sınırsız bir güç,  kuvvet ve kudrete sahip olan Allah’ı idrak edemez, mahiyetini bilemez.

Hadis-i şerifte de Peygamberimiz (sav) bizi Allah’ın zatını düşünmekten men etmiştir.

“Allah’ın yaratıklarını düşünün, O’nun zatını düşünmeyin. Çünkü, onun kadrini hakkıyla takdir edemezsiniz.” (Kenzu’l-Ummal, h. No: 5706)

New Age akımlarında yaygın olan Panteist düşünceye göre ise evrendeki her şey Tanrı’nın bir parçası olarak kabul edilir. Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Panteizm monist bir Tanrı anlayışına sahip olsa da bu Tanrı anlayışı her şeyi kapsayan içkin bir Tanrı anlayışıdır. Evren’in ya da doğanın Tanrı ile aynı olduğu görüşü hâkimdir.  Panteistler antropomorfik yani kişileştirilmiş, görme, duyma, ceza veya ödüllendiren bir Tanrı anlayışını kabul etmezler.

İslam inancı açısından ise Allah mahlûkatın ve madde âleminin dışındadır, her türlü maddi kayıttan,  sınırdan ve ölçüden münezzeh ve müberradır. Esasen “Suphanallah” şeklindeki tesbihin de anlamı budur. Allah’ı her türlü eksiklik ve noksanlıktan tenzih etmek.  Bu bakımdan Allah’ın doğada veya evrende içkin olduğunu söylemek İslam inancı ile kesinlikle telif edilemez.

ThetaHealing uygulamalarında “bizler Tanrı’nın parçalarıyız” gibi ifadelerden kaçınmak gerekir. Çünkü hiçbir şey Tanrı’nın veya Allah’ın bir parçası olamaz.  Allah bir ve tekdir, tecezzi ve inkısam etmez.  

5.     Tanrı enerji midir, Yaradan’ın enerjisinin parçası olmak ne demektir?

Yukarıda da bahsedildiği gibi Allah tecezzi ve inkısam etmez. O bir enerji değildir. İnsan Yaradan’ın enerjisinin parçası da olmaz. Bu tür ifadelerin İslam inancıyla telif edilmesi mümkün değildir. ThetaHealing ile ilgilenen Müslümanların bu tür tabirlerden uzak durması gerekir. Bunlar inancı zedeleyici ifadelerdir.  

Allah her türlü ihtiyaç, sınırlılık ve eksiklikten ari ve münezzehtir. Enerji ise maddenin bir türevidir ve maddeden tezahür eder. Enerjinin bir kaynağı vardır Allah’ın ise bir kaynağı yoktur, o doğmamıştır, doğrulmamıştır. Enerjinin sınırları vardır ölçülebilir, azaltılabilir, çoğaltılabilir, Allah ise sonsuz bir güce, kuvvete ve kudrete sahiptir. O bu tür eksikliklerden münezzeh ve müberradır. Enerji bir formdan başka bir forma geçebilir. Madde enerjiye, enerji maddeye dönüşebilir. Allah ise hiçbir şeye dönüşmez. O hiçbir şeyle denk değildir.

6.     Tanrı’nın kıvılcımlarıyız ne demek?

Bu ifade de İslam inancıyla telif edilemeyecek bir ifadedir. Allah enerji değildir, O’nun kıvılcımları olmaz.  Allah ancak tecelli eder.  Muhyiddin Arabî (1165-1240) yaratmayı tecelli fiiliyle izah eder. Ona göre âlem Hakk’ın tecelli ve zuhur mertebeleridir. İnsan bütün tecelli mertebelerini kendinde toplayan son ve en mükemmel tecelligâhtır.[8]

7.     Sınırsız ve koşulsuz sevgi ne demektir?

Sınırsız ve koşulsuz sevgi kavramı Hristiyan kaynaklı olup İncil’de geçen bazı ayetlere dayandırılmaktadır. İslam inancı açısından ise sınırsız ve koşulsuz sevgi kavramı Allah’ın isimlerinden Rahman ismini akla getirmektedir.

Hristiyanlıkta “Agape” sözcüğü ile anlatılan sınırsız ve koşulsuz sevgi Tanrı’nın saf sevgisini düşmanlar da dâhil olmak üzere başkaları için kısıtsız ve koşulsuz bir şekilde göstermesini ifade eder. Tanrı’nın sınırsız ve koşulsuz sevgisi İncilde’ki şu ayete dayandırılmaktadır.

 “Ama Tanrı, biz daha günahkârken Mesih’i bizim için ölmesi için göndererek bize olan büyük sevgisini gösterdi.” (Romalılar 5:8 NLT)

Matta’da geçen aşağıdaki ayet ise Allah’ın isimlerinden Rahman ismine daha açık bir şekilde işaret etmektedir.

 “İnsanların “Komşularınızı sevin ve düşmanlarınızdan nefret edin” dediğini duydunuz. Ama size düşmanlarınızı sevmenizi ve sizi kötü muamele eden herkese dua etmenizi söylüyorum. Öyleyse cennetteki Baban gibi davranacaksın. Güneşi hem iyi hem de kötü insanlarda yükseltir. Ve doğru yapanlara ve yanlış yapanlara yağmur yağdı. Sadece seni seven insanları seviyorsan, Tanrı seni bunun için ödüllendirecek mi? Vergi toplayıcıları bile arkadaşlarını sever.

Sadece arkadaşlarını selamlıyorsan, bu konuda ne harika? İnkâr edenler bile bunu yapmaz mı? Ama her zaman cennetteki Baban gibi davranmalısın.” ( Matta 5: 43-48)

Rahman ve Rahim Kur’anda Allah’ın en çok zikredilen isimlerin başında gelmekte olup her hayırlı işin başında okunması tavsiye dilen Besmelede de Allah’ın bu iki ismi geçmektedir. “Bismillahi r-rahmani r-rahim”, yani Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla başlarım demektir.

İslam uleması arasındaki yaygın kanıya göre Rahman, Allah’ın bu dünyada bütün mahlûkat üzerinde tecelli ettirdiği sevgiyi ifade eder. Allah canlı,  cansız, hayvan, insan, inanan, inanmayan her şeye karşı bu dünyada Rahman ismiyle tecelli eder. Rahîm ismi ise ahirette sadece müminleri kapsayan ilâhî rahmeti ifade eder. Nitekim Kur’an’da Allah, rahmetinin her şeyi kuşattığını beyan ettikten sonra onu son peygambere iman edip belli niteliklere sahip olan kimselere ileride ayrıca lütfedeceği belirtilmiştir (Arâf Suresi 7/156)

İbn Sina’ya (980-137) göre sevgi, madde âleminde cisimlerin birbirini cezbiyle başlar, derece derece yükselerek ruhların cazibesi halini alır ve bütün sevgiler Allah’ın tümel ve ezeli sevgisi içinde erir (Göz, 2011

Bediüzzaman (1878-1960) sevgiyi; “Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaşım! Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur, hem şu kâinatın rabıtasıdır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır. İnsan kâinatın en cami’ bir meyvesi olduğu için, kâinatı istila edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derç edilmiştir” sözleriyle açıklamıştır.

Bil ki, sevgi makamı çok şerefli bir makamdır. Gene bil ki, sevgi varoluşun aslıdır.” düşüncesi de Muhyiddin İbn Arabi’ye aittir ve o da, yaratmanın ilk amili olarak sevgiyi görmektedir.

Yunus Emre de Allah’ın Rahman isminden kaynaklanan ilahi sevgiyi  “Elif okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü / Yaratılmışı severiz / Yaratandan ötürü” sözleriyle ifade etmektedir.

Vianna Stibal Allah’ın sınırsız ve koşulsuz sevgisinin şifa olduğunu, kaynağı Var Olan Her Şeyin Yaratıcısı olan bu şifanın inanan inanmayan, iyi kötü her şeyi, herkesi iyileştirdiğini söylüyor.

8.     Vianna Stibal Tanrı ile konuştuğunu ve O’ndan cevaplar aldığını iddia ediyor, bu doğru mudur?

Bir Müslüman için bu tür sözler ilk bakışta bir sapkınlık ifadesi olarak algılanabilir. Tanrı ile konuşmak deyince insanın insanla konuşması gibi bir şey anlamamak gerekir.

Bir insan kalbinden geçen duyguları kelimelere dökmeden de Allah’a arz edebilir. “Allah kalplerde olanı bilendir” (Fatır Suresi 38.Ayet) Allah ise kulunun kalbine ilham ederek kulu ile konuşur. Yine dinimize göre Kur’an okumak da Allah ile konuşmak gibidir.

Şura suresinin 51.  Ayetinde şöyle buyrulur:

Allah, herhangi bir beşerle ilham yoluyla, perde arkasından veya tercih ettiği şeyi kendi izniyle içine fısıldasın diye elçi gönderme dışında bir yolla konuşmaz. Yüce olan ve doğru kararlar veren O’dur.” (Şûrâ, 42/51)

Bir Hadisi Şerifte ise şöyle buyrulmaktadır: “Allah ile konuşmak isteyen Kur’ân-ı Kerîm okusun.” (Camiüssağir – 360)

Bediüzzaman (1878-1960) ise konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “ilhamların hususiyet ve külliyet cihetinde çok çeşitli dereceleri vardır. En cüz’isi ve en basiti hayvanların ilhamıdır. Onlardan biraz yüksek, avam insanların ilhamları gelmektedir. Sonra sırayla ilhamlar, avam melâikenin ilhamları, evliya ilhamları ve melâike-i izam ilhamları tarzında derece derece yükselmektedir.”

9.     Vianna Stibal Tanrı’dan emir kipi ile talepte bulunduğunu söylüyor,  bu doğru mudur?

Evet Vianna Stibal Allah’a şifa için dua ederken emir kipiyle dua ettiğini söylüyor. Aslına bakılırsa biz de dua ederken emir kipiyle dua etmekteyiz. “Allah’ım bana yardım et, hastalığıma şifa ver” diye dua ederiz. “Allah’ım bana yardım eder misin, bana şifa verebilir misin” gibi kibarlık ifade eden sözler ve kipler kullanmayız.

Emir kipinde talep edilen şeyin kesinlikle olacağına dair bir güven ve inanç vardır, duanın kabul olunup olunmayacağına dair bir şüphe içermez. Ayrıca emir kipinde bir dileme anlamı da gizlidir. Zaten Kur’an ve Hadislerde Müslümanlara öğretilen dualar hep emir kipiyledir. “Allah’ım dünyada ve ahirette bana hasene ver, ateşin azabından bizi koru” duasında olduğu gibi.

Bir Hadisi Şerifte dua üslubu ile ilgili olarak şöyle buyruluyor.

Sizden biri dua edince “Ya Rabb dilersen beni affet! Ya Rab dilersen bana rahmet et!” demesin. Bilakis, azimle (kesin bir üslupla) istesin, zira Allah Teala Hazretleri’ni kimse icbar edemez (zorlayamaz).” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, İbni Mace) Bu Hadisi Şeriften de anlaşılacağı üzere bir mümin Allah’tan talep ettiği şeyi azimle istemeli, Allah’ın dilemesine bırakmamalıdır.


[1] https://www.womenofgrace.com/blog/48306

[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/havas-ilmi

[3] https://islamansiklopedisi.org.tr/havas-ilmi

[4] https://islamansiklopedisi.org.tr/havas-ilmi

[5] https://www.liberty.edu/champion/2021/04/opinion-christians-should-reject-the-new-age-movement/

[6] https://islamansiklopedisi.org.tr/hiristiyanlik

[7] https://tr.wikipedia.org › wiki › Tanrı’nın Oğlu

[8] https://islamansiklopedisi.org.tr/tecelli

Konuyla ilgili olumlu olumsuz yorumlarınızı aşağıdaki forumda paylaşabilirsiniz.

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr_TRTurkish